kendi üzerimden bir genellemeye gidicem şimdi. tümevarasım var.

sosyal hayatta başarılı olmak istiyorsak kendimizi sevdirmeli ve toplumda bizi kabul etmiş insanların varlığını kanıtlayarak bunlara yenilerini eklemeliyiz. değil mi zuzucuklarım?

kendini sevdirdiğini göstermenin en iyi yolu bir sevgiliye sahip olmak.

sevgili sahibi olmak, kadınlar tarafından beğenilmek “toplum tarafından kabul görmüş olmak”tır. kadınlar da, toplum tarafından kabul görmüş kişilerle ilişki kurmak ister. sevgilisinden ayrılan erkeğin dayanılmaz çekiciliği, karısı olan erkeğin cazibesi sırf bu yüzden vardır genç kadınlar için.

girdiği ortamda kadınların ilgisini çekebilen, ezik tavırlar almayan, onları güldürebilen ve hatta kaldırabilen adam “sosyal” sıfatına layık görülüyor. işe alım sürecinde bile “kız arkadaşın var mı?” diye sorulan soru aslında “bulunduğun ortamlarda ezik ve silik misin yoksa dikkat çekip insanları etkileyebiliyor musun?”dur. tutunamayanların birbirine tutunduğu bir “aşk” ilişkisinin yanılsamasını hesaba katarak bu iki sorunun birebir ilişkisi olmadığını belirterek geçiyoruz.

sosyalliğin tanımı hatun kaldırmak değil… kelimenin gerçek tanımı iş ve özel hayattaki arkadaşlarına kendini kabul ettirebilmek, fikirlerini savunabilmek, düşüncelerinin değerli olduğunu hissettirebilmek, onların güvenini kazanabilmektir. dikkat ettiysen eğlendirmekten hiç bahsetmedim. çünkü kişi, mutlaka ki birilerini eğlendirebilir. yeter ki kapağını bulsun. 30 yaşına gelip de hala erojen bölgeye yapılan cücük hareketi ile, yanındaki kadının ne bileyim şapkasını tokasını alıp kaçarak eğlenebilen/ eğlendirebilen dangalaklar var. yok değil. zekice esprilerle yerinden kalkmadan milleti güldürebilen de, orta yolu bularak çevresini neşelendiren de. bu yüzden insanları eğlendirebilmeyi de sosyallikten saymıyoruz. cücük hareketi yaparak komik olduğunu düşünen dangalak, daha seviyeli bir ortama girdiğinde eğlenceli biri olmadığını düşünecektir. aynı şekilde esprileri anlaşılmayan biri de, kalitesiz bir ortamda eğlenceli biri olmadığını düşünecektir. demek ki bunların hepsi göreceli. “eğlenceli” olma seviyeniz bulunduğunuz ortama göre değişir.

şimdi sosyalliğin gerçek tanımıyla mühendisi bağdaştıralım. mühendis adam, işinde başarılı olduğu sürece özgüven sahibidir ve kişilik bozukluğu olmayan her mühendis sosyal ortamında sözünü dinletip kendini sevdirebilir.

normalde insanlara sözünü geçirebilen, onların güvenini kazanmış, ilgisini çekmiş mühendis kişisi iş hayatındaki bir kaç başarısızlık akabinde içine kapanmaya, kendini, doğrularını, yanlışlarını sorgulamaya, toplumdan uzaklaşmaya başlar. bir mühendisin iş hayatında ve dolayısıyla sosyal çevresinde başarılı olması aslında teknik bilgisine bağlıdır ve ona, başarılı sayılabilmesi için yaptığı işlerden bir sonuç almış olması gerektiği öğretilmiştir. sosyal bilimlerden farkı budur mühendisliğin. birinde fikirlerinizi savunduktan sonra hiç bir sonuç göstermeniz gerekmezken, diğerinde bir şey söylüyorsan bunu kanıtlamak zorundasındır. mühendis adam, başarılı olmayı kendi için bir zorunluluk olarak görmektedir. çünkü hayatı boyunca hep en iyi eğitimi almış, derin mevzulara kafa yormuş, gözden ırak problemlerle başa çıkmaya çalışmış ve başarısını, özgüvenini bu problemleri çözebilmesine bağlar hale gelmiştir. ama bunda ayıplanacak bir şey olmamalı; bir işi olan herkes, işindeki başarısızlığını ruhsal bir yenilgiye çevirir ve toplumdan uzaklaşır. sosyal mesleklerden biraz farklı olarak, bir mühendisin başarısızlığı çok daha kesin yargılarla suratına çarpılabildiğinden, özgüvenini yitirme süreci daha çabuktur, toplumdan uzaklaşması daha hızlıdır.

kısaca, psikolojik problemleri olmayan her mühendis, işinde büyük başarısızlıklara maruz kalmadıkça sosyal hayatında başarılıdır.

not: hala, sosyallik hatun kaldırmaktır diyorsanız doğru olabilirsiniz aslında. mühendisin sosyal hayattaki başarısızlığını nedeni bu olabilir. sonuca endeksli mühendis kişisi, bir kaç red cevabından ve belki de başarısız ilişkiden sonra yukarda bahsettiğim ruh haline girer ve toplumdan çekilme süreci başlar. yapacak bir şey yok anasını satayım, ne yapalım lan.