Dr Breuer,
Son derece acil bir sorun için sizi hemen görmem gerekiyor. Alman felsefesinin geleceği sallantıda… Yarın sabah buluşalım.
Bu mektup, gücünü güzelliğinden ve güzelliğinin erkekleri hapsetme yetisinden alan Lou Salome’un özgüveninin, istediğini istediği zaman alabildiğini kanıtlayan bir özgüven patlaması… Bu emredici mektubu tüm Avrupa’da ünü yayılmış olan bir doktora yazması takdire şayan.
Lou Salome, henüz hiçbir okuyucu kitlesi olmayan genç bir düşünür olan Nietzsche ile ve onun Yahudi arkadaşı Ree Paul ile tanışır. Entelektüel paylaşımları her biri için faydalı geçmektedir, hepsi her gün birbirinden bir şeyler öğrenmektedir. Aralarındaki bağlar gittikçe kuvvetlenmektedir. Ama Nietzsche, Lou’ya karşı romantik duygular hissetmeye başlar zamanla, Paul ile ikisi bu kadının güzelliğinde kaybolmaktadır.
Nietzsche, bu duygularını ilk ve son kez bir kadına açar ama kadın onu reddeder, tüm paylaşımlarının bitmesi gerektiğini söyler. Nietzsche bu durumu şöyle anlatır:
“Bazen bir insanla çok fazla yakınlaşır, bütün sırlarınızı paylaşır, beraber yaşadıklarınızdan son derece keyif alırsınız. Bu insanla aranızda küçücük bir köprü olduğunu hissedersiniz. En küçük bir hareketle birlikte olabilirsiniz. Karşınızdaki ufak adımlarla karşıya geçmeye başlar. Tam o sırada ona karşıya geçmesini teklif ettiğiniz sırada bu küçücük köprü aşılamayacak sıradağlara, nehirlere dönüşür. Çünkü onun özgürlüğüne, karar verme yetisine saldırıda bulunmuşsunuzdur, güç dengelerini aleyhine çevirmişsinizdir, bunu fark eden kişinin size doğru bir adım atmaya bile mecali kalmaz ve uzaklaşırsınız.”
Bir anda birden çok erkekle romantik ilişkiler yaşamayı adet haline getirmiş, onları tasmalamayı kendine görev edinmiş bu kadın, hem Paul’ü hem de Nietzsche’yi de kırbacıyla istediği gibi yönlendiriyor, fakat iki erkek de buna karşı çıkamayacak kadar da güzelliğine, özgüvenine kapılmış durumdadır. Bu yüzden Nietzsche’nin pisagor üçgeni dediği bu ahlaksız üçlü, beraber yaşamaya devam etmektedir. Fakat Nietzsche’nin duygularını açması bu gruptan uzaklaşmasına, kendi deyimiyle ihanete uğramasına neden olmuştur. Bu yüzden Nietzsche kendini sonsuz bir inzivaya çekmiş, bütün kadınlara karşı sonsuz bir nefretle dolmuştur.
Dr Breuer de, yasak ilişkilerin peşinden koşmakta olan kariyer sahibi bir genel cerrahi uzmanıdır, hastası Bertha’ya uyguladığı hipnoz tedavisi ile ününe ün katmıştır. Fakat Bertha’nın kendisine çok yakın olmasından, ondan çocuğu olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmesinden ve hayatında ondan başka hiçbir erkeğe güvenmediğini söylediğinden dolayı, Breuer ona duygusal olarak bağlanmaya başlamış, zamanla cinsel fantezilerinin de alevlendirmesiyle Bertha’ya âşık olmuş ve ona ulaşamadıkça bu aşk zamanla saplantıya dönüşmüştür. Bir diğer yasak aşkı da hemşiresi Eva’yladır. Eva’nın kendisini ona bıraktığına inanır ve güvenli, rakipleriyle savaşmadan kazanabileceği bir savaşın galibi olacağı için ona tutkundur. (Hâlbuki asıl tehlikeli olan kendini güvende hissetmek değil midir? )
Salome’un zorlamasıyla Nietzsche, çekilmez hale gelen baş ağrılarının, mide bulantılarının, ümitsizliğinin ve intihar eğiliminin sona ermesi için , Breuer’e görünmeyi kabul etmiştir. Ama yalnızca fiziksel tedaviye izin verecektir, çünkü fikirlerine, psikolojisine yapılacak her müdahalenin güç dengelerini aleyhine değiştireceğini düşünmektedir. Kendisine yapılacak her yardımın aslında salt kendisi için yapılmadığını, insanların kendisini yüceltmek, daha güçlü hissetmek, başkalarının çaresizliği üstünde yükselmek olduğunun farkındadır.
Dr Breuer, Nietzsche’nin tam bir ümitsizlik içinde olduğunu görmüştür ve bunun sebebinin Salome olduğunun da farkındadır. Bu konuda Nietzsche’ye yardım etme konusunda yanıp tutuşmaktadır, bunun sebebini kendisinin de bilmediğini söylemesine rağmen, sebebin Salome gibi inanılmaz güzel bir kadının övgüsüne mazhar olmanın vereceği özgüven duygusu olduğunu pekâlâ bilmektedir. Bir taraftan Nietzsche’nin felsefi konuşmaları özlemini duyduğu derinlikte olduğunu fark etmesi ona saygı duymasına da neden olmuştur. Bunun için Nietzsche, herhangi bir psikolojik yardıma ihtiyacı olmadığını söylemesine rağmen ona yardım edebilmek için yalvaracak duruma gelmiştir.
Yaşadıkları aşk karmaşasının ve buna bağlı saplantılarının aynı olduğunu fark etmiştir Dr Breuer ama bunu belli etmesinin yanlış olduğunu bilmektedir. Çünkü Salome ile görüştüğünü belli etmesi ya da bunu Nietzsche’ye söylemesi her şeyin başlamadan bitmesi demektir. Bu yüzden bir teklif sunar. Breuer, Nietzsche’nin migren tanısı koyduğu baş ağrılarını hastanede gözetim altında tutacak, karşılığında Nietzsche’de onun ümitsizliğini tedavi edecekti. Evet, yaşadıklarını ümitsizlik olarak hiç dillendirmemişti Breuer. Bunu yalnızca, Nietzsche’nin yaşadıklarını kendi yaşamış gibi anlatacak, bu sayede Nietzsche de başkasını tedavi ettiğini sanarken aslında tedavi olacaktı.
Bu teklifi birkaç kez reddettikten sonra otel odasında çok şiddetli bir nöbet geçirdi, normalde haftalarca etkisi sürecek bu nöbetten Dr Breuer’in yardımıyla birkaç gün içinde kurtulan Nietsche bu odada ilk kez “Yardım et” diye haykırdı. Bilinçaltından yükselen bu ses, aslında onun gerçekten yardıma ihtiyacı olduğunu fakat kabullendiği “güç felsefesi” yüzünden bütün yardımlardan sakındığını açıkça gösteriyordu.
Nietzsche, biraz da minnettarlıktan olacak, bu teklifi kabul etti ve ona “felsefi tedavi uygulamaya başladı. Önce, Breuer’in hiçbir zaman kendi tercih etmediği, ona dışarıdan dayatılan bir yaşamı sürdüğünü, hayallerini buna göre şekillendirdiğini, başarılarını hep bu kıstaslara göre değerlendirdiği teşhisini koydu ve ona hiçbir zaman özgürleşememiş olduğunu söyledi. Kendisi hiç evlenmemişti, çalıştığı üniversiteden de atılmaya yakın bir ayrılık yaşamıştı ve kendisine karşı sorumlu olduğu hiç kimsenin sorumluluğunu üstlenmemişti. Bu onun sığ sularda boğulmasını engellemiş, hakikat güneşini görmesini sağlamış, kendisine, gerçeklerle yüzleşebilmek için gerekli özgürlüğü ve derinliğini verdiğini savunmuştur. Zira insan, ne olduğunu, kim olduğunu görebilmek için kendisine dışarıdan bakabilmeli, onu yere zincirleyen tüm unsurlardan, milliyetinden, mesleğinden sıyrılmalı, Tanrı’yı da öldürerek kutsal masallardan arınmalıdır. Tanrı’dan kurtulduktan sonra araştırma ve bilim başlar. Çünkü ancak ondan kurtulmuş kişiler hakikatlerle yüzleşmeye cesaret edebilir ve ona yaklaşmaya çalışabilir.
Dr Breuer’in ikinci yapay problemini çözmeye başladılar. Bertha adındaki bu genç hasta sık sık tuhaf nöbetler geçiriyor, eli kolu çarpılıyor konuşması bozuluyordu, sakattı. Ama onun güçsüz anlarında kendisine sarılması, cinsel yönden Dr Breuer’i etkiliyordu. Gün geçtikçe ondan vazgeçemez oluyordu, diğer herhangi bir şeyi düşünmesini engelliyor, karısına yaklaşmasını, ona dokunmasını bile engelleyecek güce kavuşuyordu. Buna karşı koyamayan Breuer, günün her saati ona düşünüyor ama onu bir türlü görememesi onda intihar fikirlerinin oluşmasına neden oluyordu. (Bu, tam da Nietzsche’nin yaşadıklarıydı. Bütün gün Salome’u düşünüyor, onun en yakın arkadaşıyla olan romantik ilişkisini ihanet olarak adlandırıyor, ondan nefret etmeye başlıyor ve bu nefret intihar isteğine dönüşüyordu. Salome’a ondan nefret ettiğini anlatan mektuplar gönderiyor, onu ‘evcil kedi görünümünde yırtıcı bir hayvan’ olarak nitelendiriyordu)
Breuer’in Nietzsche ile ortak yaşadıkları bu olayları biraz da abartarak anlatıyordu ki, Nietzsche aynı şeyleri kendisinin de yaşadığını itiraf etsin ve doktor-hasta konumu eski haline dönsün. Ama Nietzsche bunu itiraf etmiyordu, çünkü bunu yaptığı takdirde Breuer’de ‘ daha kendi hastalığını çözemeden başkasınınkini çözmeye çalışan bir budala ’ imajı bırakacağını biliyordu.
Tıkanmışlardı, Nietzsche itiraf etmekten, Breuer’de hastasının güvenini kaybetmekten korkuyor ve birbirlerine açıkça konuşmuyorlardı ve uyguladıkları yöntemde bir hata vardı. Her sorunun sebebine inmeye çalışarak “baca temizliği” yapmaya çalışıyorlardı. Yani her sorunun sebebine kadar inecek ve onu orda yok edeceklerdi. Bundan vazgeçerek sorunların sebebini değil, anlamını çözmeye çalışmaya başladılar.
Bu arada tüm yaşadıklarını abartarak anlatan Dr Breuer gerçekten de histeri boyutunda bu söylediklerine inanmaya başlamış gerçekten de ümitsizliğe kapılmaya başlamıştır. Bertha’nın onun için anlamını çözmeye çalışırlar. Bertha onun için yeni bir hayatın, tüm sorumluluklardan, evlilikten, çocuklardan, doktorluktan, başkalarını iyileştirme mecburiyetinden, para kazanma mecburiyetinden uzakta yeni bir hayatın, yeni fantezilerin, üstüne çullanan ölüm korkusundan yeni bir sevgilinin kollarında olarak kurtulmanın başlangıç noktasıdır. (Ölüm korkusu, rüyasında kırk yaşını simgeleyen kırk metreden bir mermerin üstüne düşmesiyle bilinçaltından gün yüzüne çıkıyordu.)Kaybetme korkusu olmadan güven içinde bir aşkın simgesidir.
Nietzsche, ona Bertha’ya aşırı anlam yüklediğini söyler ve onu düşünmekten alıkoyacak şeyler yapmasını ister. Önce onu her düşündüğünde kendisine bir ceza vermesini söyler. Ertesi gün bu yöntemden vazgeçerler çünkü insan düşünceleri, iki ayakta oynamasını istediğiniz bir ayı değildir. Bertha’nın onun için ifade ettiklerini teker teker soyduklarında salt Bertha’nın kendisi kalacak ve o kadar önemli biri olmadığını anlayarak ondan vazgeçecektir.
Nietzsche, Breuer’in bu saplantısına direk saldırılarda bulunuyor, bütün kadınların haysiyetsiz kan emiciler olduğunu Bertha’nın da böyle olduğunu savunarak aslında kendi içinden geçenleri anlatıyordu. Breuer bunun farkında olmasına rağmen Nietzsche’nin üstüne gidemiyordu. Çünkü iyileştirilme ihtiyacı artık iyileştirme arzusunun önüne geçiyordu.
Nietzsche, Dr Breuer’in anlattıklarının aslında tam kendisi olduğunun farkındaydı, onun, aslında kendisinin sorunlarının çözülmediğini gördükçe ümitsizliğe kapılmaya başlıyor ve Salome’a yazdığı mektuplar gittikçe saldırganlaşıyor hatta tehdit halini almaya başlıyordu. Bu sırada Dr Breuer de Nietzsche’nin fikirlerini benimsiyor, tüm sorumluluklarından sıyrılıp, mesleğini eşini bırakıp kurtulmayı düşünmeye başlıyor.
Arkadaşı Freud’un hipnoz tedavisini deniyor ve ondan sonra her şey bir bir değişiyor. Bu tedavide, tüm sorumluluklarından sıyrıldığı takdirde neler yaşayabileceğini görüyor. Mesleğini bırakıp gittiği takdirde beş parasız kalacağını, karısını bıraktığı takdirde kaçtığı Viyana’da en yaşlı insanlardan biri olduğunu ve yeni bir başlangıç için çok geç olduğunu görüyor. Hipnoz sırasında işine, eşinin haklı kıskançlığı nedeniyle son verdiği Eva’ya sığınıyor, ona kendisini zamanında gerçekten koşulsuz olarak kendisine teslim edip etmediğini soruyor, böyle bir düşüncenin asla aklından geçmediği cevabını alıyor. Bertha’ya sığınıyor, onun zamanında kendisini gerçekten sevip sevmediğini sormak, o yaptığı hareketlerin gerçekten kur olup olmadığını sormaya gidiyor. Bertha’nın aynı cinsel, kadınca, şehvetli hareketleri Viyana’daki yeni doktoruna da yaptığını, kendisini özel hissettiren bütün hareketlerin aslında Bertha’nın sıradan hareketleri olduğunu görünce hayal kırıklığı yaşıyor, sahip olduğunu sandığı her şeyin kendi uydurması olduğunu anlıyor. Hipnozdan sonra tüm yasak ilişkileri, mesleğinden, sorumluluklarından kurtulma isteği aklından uçup gidiyor.
Kendisine dayatıldığını sandığı hayatı gerçekte kendisinin seçtiğini, “büyük umutlar vadeden genç” in gerçekten de umutları gerçekleştirdiğini, başarıya ulaştığını, ümitsizlik hastalığından kurtulduğunu söylemek için Nietzsche’nin yanına gidiyor.
( Nietzsche halen ümidin en büyük hastalık, bozukluk olduğunu çünkü işkenceyi uzattığını düşünmektedir. )
Nietzsche, aynı hastalığı paylaştığı doktorunun iyileştiğini duyduğunda çok sevinemez çünkü kendisi halen aynı acıyı yaşamaktadır. Bunun üzerine Dr Breuer, hipnoz tedavisi gördüğünü ve bunun her şeyi düzelttiğini, Bertha’ya gereğinden fazla bir anlam yüklemiş olduğunu söyler
Nietzsche ‘nin çaresizliğini görünce, artık yavaş hareketler yapmaktan vazgeçer ve itirafta bulunarak Lou Salome ile görüştüğünü söyler. Bu tedavi isteğinin aslında ondan geldiğini ve onun cazibesine karşı koyamadığını, ondan gelecek bir methiyenin kendisi için çok önemli olduğunu düşündüğünden bu teklifini kabul ettiğini söyler. Nietzsche hayret içerisinde ne yaptıysa aynısının kendisine de yapılmasını ister. (Bu, her insanın kendi kurtuluş reçetesini hazırlaması gerektiği felsefesine ter düşüyordu hâlbuki. Zaten din düşüncesine karşı çıkmasının bir sebebi de milyonlarca insana sunulan tek bir kurtuluş reçetesinin gerçekçi olmadığını düşünmesidir.)
Breuer yeni itiraflarda bulundu. Salome’un ona yaptığı kurlardan, koluna girişinden, yanına sokularak cilveli cilveli konuşmasından, gözlerinin içine bakışından ve bunların karşı konulmazlığından, Salome’un özgüveninin dışa vurduğu hareketlerinin kadınsılığının ve özgürlük fikirlerinin kendisini nasıl etkisi altına aldığından…
Bunlar Lou Salome’un Nietzsche’ye de yaptıklarının tamamen aynısıydı, aynı kurlar, aynı bakışlar, aynı sözler. Birdenbire onun için aslında hiç de özel olmadığını fark etti. Tutunacak tek dalı, bir piknikte öpüşmeleriydi. Oysa ki Lou Salome Dr Breuer’e yaşadıklarını bir bir anlatmış ve Nietzsche’yi öpüp öpmediğini hatırlamadığını (yani onun için hiç de önemli olmadığını ) söylemişti. İşte bu son duraktı.
Nietzsche hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı: Herkesin kendi kurtuluş reçetesini hazırlaması gerektiği felsefesi, kimseden yardım istemezken şu an bir başkasının yardımıyla kurtulduğu gerçeğinin kendisine verdiği güçsüzlük hissi ve en önemlisi Salome’un artık yüreğinde olmadığı, göz yaşlarında hapsolup oradan çıkıp gittiği düşüncesiyle hıçkıra hıçkıra ağladı. (maceralarını başında Nietzsche, Breuer kendisine ‘seni var etmek istiyorum, insanlık için, yüzyıl sonra oluşacak okuyucu kitlen için’ diyince ‘senin amacın beni var etmek değil, beni var eden doktor olarak ünlenmek yücelmektir’ diyerek karşılık vermişti.)
Nietzsche’nin içinde Salome’u özel kılan hiçbir duygu kalmamıştı, ona duyduğu nefretten de eser kalmamıştı. İşte ikisi de, yükledikleri özel anlamları birer birer soyarak, karşılarında kalan o korkak çıplak kadınları görerek onlara duydukları saplantıdan kurtarmıştı kendilerini.
Nietzsche’nin tek bir sıkıntısı kalmıştı. Arkadaşlarından uzağa savrulmasına neden olan “bir kadının kırbacı altında istediği yere sürüklenen iki erkekten biri olma” duygusu tekerrür etmişti. (Bu acaba zamanın kendisini tekrar etmesi felsefesiyle alakalı mı?) Bu sefer o kadının kırbacının altındakiler Dr Breuer ve kendisiydi. Ama bu duyguyla yaşayabilirdi herhalde, ona bu zaferi hediye edebilecek kadar güçlüydü. Yalnızca güçlüler savaş şartlarını ve düşmanlarını özgürce seçebilirlerdi.
Dip not: Bir ilişkide yalnızca iki kişi varsa ve seni daha yüce bir yere taşıyorsa aşktır. Yolda yürürken yanındaki kadına bakılmasından gururlanıyorsan, onun yanında olmasının seni başkalarının yanında yücelttiğini düşünüyorsan, o, yalnızca beğenilmemekten, belki de dışlanmaktan korkmandan başka hiçbir şey değildir. O, olduğunu sandığın kadın değildir, senin korkularına doğrultulmuş silahtır.

