masadasın, erkeklerin dikkatini çekebilecek güzellikte bir kız var yanınızda. kızla daha önceden tanışıklığın yok ama ilgisini çekmek, masadan kalkınca unutulmamak istiyorsun. masanda esmer(opsiyonel), uzun saçlı ve eli yüzün düzgün ya da sarışın yeşil gözlü bir eleman varsa adaletsiz, kahpe, kavanoz dipli bir masadasın demektir. çünkü bunlar senden bir adım önde başlayacaktır. ( burada bir de not düşelim, sarışın, yeşil gözlü olmak tam bir bıçak sırtıdır, türkiye’de isen ya çok beğenilirsin bir hatun tarafından, ya da itin götüne sokulursun, çıkarılmazsın. öyle tehlikelidir sarışın yeşil gözlü olmak. yani yakışıklı olan buysa bir şansın var, çünkü yakışıklı olmasına rağmen kızın onu beğenmeme gibi bir ihtimal var) onları alt etmek istiyorsan tekniklerimizden birini kullanmaya derhal başlamalısın.

tekniklerden biri “çok konuşkan, esprili switchi”ni aktif etmektir. kombine, sağlı sollu esprilerin beğenilir, puan toplar ve gözüne girebilirsin kızın ( kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanıyorlar ya, tey allaam) ya da “şakacı senii” sıfatına layık görülürsün ki bu küfür olmadığı halde küfür etkisi yaratan kelimelerdendir. ikinci teknik bir köşede sessiz sakin durmaktır. ya gizemli görülerek ilginin sana kaymasını sağlarsın böyle, ya da “mınakoduğumun asosyali” olur ve dışarı itilirsin. fark ettiysen başarılı olma ihtimalin, başarısız olma ihtimalin kadar. üçüncü bir teknik vardır ki bu tamamen risksizdir: ezberlediğin cümlelerle hayatı, aşkı falan sorgulamak. yeni, bambaşka muhabbetlere gebe olduğu için muhabbetin kitlendiği noktalarda kullanılır. muhabbete bu şekilde başlayan birini gördüyseniz bilin ki o mühendistir, worst case scenario çözümüdür çünkü, minimum zarar falan.

bu tekniği kullanayazmış ve hayatında tek bir sevgilisi olmamış bir adam olarak , freni patlamış kamyon kadar tehlikeliyiz, ama boşver. aşka inancımızı kaybetmemize neden olan aşklarımızı ( bak sen), onlardan yediğimiz kazıkları anlatmaya başlıyoruz hemen. burada hatun kişi yakın zamanda sevgilisinden ayrılmış veya karşılıksız bir aşk beslemiş ise “aşkın insan hayatını reel düzlemde piç etmesi ve bunun insan zihnine verdiği kalıcı hasarlar” temalı panelimiz sürecek de sürecek, sünecek de sünecektir; yok hatun yeni bir aşkın peşindeyse esra ceyhan’a bağlamalı ve aşkın güzelliklerini anlatan bir sevgi pıtırcığına dönüşmeliyiz. kısa bir girizgahtan sonra aşkın insanı insan ettiğini, zamanı durdurduğunu, dünyanın eksenini değiştirdiğini anlatırız. “ve biliyor musun” deriz, “tüm evren, allah’ın peygamberine duyduğu sevgi için yaratılmıştır”. artık “varoluşumuz da bir aşkın sonucudur” felsefesini detaylandırabiliriz. hatun kişi inançlı değil ise aşkın çok önemli olduğunu ve fakat maddelerin etkileşimi sonucu ortaya çıktığını, ruhani etkileşimlerin var olmadığını belirtiriz. kuantum fiziğinin muhabbet açıcı etkisinden yararlanarak materyalist felsefenin kollarına bırakırız kendimizi ve “aşk, aslında madde içi gerilimin rahatlaması için açığa çıkan enerjinin insanın duygusal dünyasına etkimesidir, bu ortak yönünden dolayı arasıra nefretle karışırmış” diye açıklayarak yarım saatlik bir diyalogu da başlatmış oluruz. böylece din felsefesinin günlük hayatta kullanılabildiğini de kanıtlamış oluruz. ( bu bilgi gerçek hayatta ne işime yarayacak diyen genç kardeşim, sana seslendim. )

din felsefesi tartışmanın sonuçları aşikardır. varoluş sorgulanmaya başlar. aha, yaşadın. seçeceğimiz ilk mevzu, “şu koskoca galakside, dünyadaki bir toplu iğne başı kadar yer kaplıyoruz, evrende yalnız olamayız” (bir kere de başka benzetme yapın dişimi kırayım lan). süper. yalnız değilsek demek ki onlarla iletişime geçebiliriz. belki de varoluşumuzun tek sebebi onlarla iletişime geçmemizin istenmesidir. belki onların bi deneyiyizdir, belki tanrı’nın güzelliğini görmesi için yaratılmış sanat eserleriyiz, belki de yalnızca üç tane atomun kafasına yıldırım yemesi sonucu evrile evrile varolmuşuzdur. konuş dur işte. varoluş felsefesini de aradan çıkarttık, şimdi sorarız karşımızdakine “tamam hadi bi şekilde var olduk, peki niye çocuk yaparak başkalarını var etmek istiyoruz?”. evlilikten, çocuk yetiştirmekten, çocuğa verilmesi gereken ahlaktan konuşurken bir bakmışız ki ahlakın kaynağını, neden ahlaklı olmamız gerektiğini tartışıyoruz. bir taraftan da evlilik muhabbeti devam eder. “sevdiğim bir insandan çocuk yapabilmek için neden bir kurumun iznine ihtiyaç duyayım ki” diye isyanımızı dile getirir, devletin varoluşunun sebeplerini, kişisel özgürlükleri, vicdani-reddi anlatırız; muhabbeti toparlayamazsak çok zaman kaybedebiliriz burada. onçin fazla bulaşma devlet felsefesine. bi de en fazla kavga, anlaşmazlık burada çıkar zaten. bunu çabuk atla.

(buraya kadar ve bundan sonra, kızımızın belli bir zeka seviyesinin altında olduğunu farzettik dikkat ettiysen, bu kadar şanslı olmayabilirsin. akıllı bir kız seni bu kadar çok konuşturmaz, ağzına sıçar bırakır.)

- ay selami nerden biliyorsun bunları, nasıl öğrendin diyerek pas verirse hanımkızımız, “ya şey aslında bildiklerimin doğruluğundan emin değilim, bunlar bende zaten kodlanmıştı, işte açığa çıkıyor arada” ya da “işte bunun yolu çok okumaktan geçiyor ama yine de eleştirel yaklaşmalıyız; doğru bilgiye ulaştığımı ya da ulaşabileceğimi zannetmiyorum” diyerek mikrofonlarımızı bilgi felsefesinin tartışıldığı bir masaya uzatırız. kulaklarımız bir taraftan diğer tarafta dedikodu yapan arkadaşlarımızdadır. oradaki sonuç da önemlidir çünkü bizim için.

yardırdıkça yardırır; felsefenin tozlu yollarında çamura batarız; çünkü muhabbeti sulandırmaya çalışan birileri olur mutlaka. muhabbet gevşemeye çamurlaşmaya başlar, çamura yatan arkadaşlarımız artık konuyu değiştireceklerdir.

o omzuna kadar saçları olan yakışıklı genci hatırladın değil mi? ha, işte şimdi o gelecek, “gözlerin ne kadar güzelmiş” diyecek ve o kızı götürecek biliyor musun? hıııı, sen de git, bir kaç kitap daha oku, hadi bakalım. ya da bak yan masada bir grup daha var, muhabbet falan dönmüyor herhalde, sıkılmışlar. şansını bir de orada dene. hem “aa ne kadar girişken, hiç tanımadığı kişilerin masasına gelip muhabbete dahil olabiliyor, ortam çocuğu galiba, ben şuna bi vereyim” diyen bi kızla karşılaşırsın. yok mu öyle bir masa, artık kitap okumaktan da mı vazgeçtin, gel iki bira atıp cips yiyelim. hadi koçum, hadi aslanım, hadi paşam uğraşma böyle işlerle. git adamakıllı riskini al, kendin ol.